Klonlanma çalışmalarının belki de en çok ses getireni 1996 yılında klonlanan koyun Dolly’dir. Klonlanan ilk memeli olması ile birlikte birçok bilim insanının ortak görüşü, bu gelişmeyi klonlamanın altın çağı olarak betimlemişti. Buna ek olarak ilk insan klonlarının da üretilmesinin yakın zamanda gerçekleştirilmesi bekleniyordu.

Bazı bilim insanları; insan klonlarının özellikle genetik hastalıkların yok edilmesinde rol oynayabileceğini düşünürken, bazıları da klonlama sürecinin sonunda doğum hatalarının kaldırılabileceğini düşünmektedir.

Dolly koyunun tahnit edilmiş kalıntıları. Dolly, yetişkin bir somatik hücreden nükleer transfer sürecini kullanarak klonlanan ilk memeliydi.

Bu gelişmeler ışığında çoğu bireyin aklında beliren soru; neden Dolly’den sonra 30 yıldır insan klonlaması gerçekleştirilemedi, olmuştur. Engeller arasında etik sebepler mi bulunuyor yoksa teknolojimiz buna mı imkan vermiyor gibi nedenlerle cevaplar aranmaya çalışıldı.

Tüm bunlardan önce klonlamanın ne olduğunu ve sonuçlarının nelere sebebiyet verdiğini bilmek oldukça ehemmiyetlidir. Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü’ne (NHGRI) göre klonlama; biyolojik bir canlının genetik açıdan özdeş kopyalarını üretmek olarak tanımlanmaktadır. Bilim insanlarına göre sığır, keçi, tavşan ve kedi gibi birçok memeli klonlanabilirken, insanlar buna dahil edilmedi. Etik nedenler buna engel olurken özellikle psikolojik, sosyal ve fizyolojik riskler de ön plana çıkmaktadır. İnsan klonlama nedeniyle yaşanabilecek can kayıpları ve öjeni destekçileri tarafından kullanılma ihtimali de her zaman birçok insanın bu duruma sıcak bakmamasına sebebiyet vermektedir.

Biyolojik açıdan bakıldığında temel sorunlardan biri de; ana bireyin karbon kopyasının oluşturulması yerine, klonun kendisine ait düşünce ve fikirlerin oluşabilecek olmasıdır. Stanford Üniversitesi’nde hukuk ve genetik profesörü olan Hank Greely, bu durumu şöyle örneklendiriyor: “Tek yumurta ikizleri aslında birbirlerinin klonlarıdır ancak aynı kişiler olmadıkları ortadır. Bir insan klonu, ana birey ile genetik açıdan aynı yapıya sahip olsa da kişilik, ahlak gibi kavramları algılama biçimleri tamamen farklı olacaktır. ”

İnsanlar, yalnızca DNA’lardan meydana gelen canlılar değildir. Genetik materyali çoğaltmak bilimsel açıdan mümkünken yaşam ortamlarını, yetiştirilme tarzlarını veya deneyimleri kopyalamak mümkün değildir. Tüm bunların yanında bir insanı klonlamanın bilime ve insanlığa faydalı olup olmayacağı da tartışma konusudur. Hank Greely’e göre etik sebeplerden oluşan endişelerin görmezden gelinmesi mümkün değildir. Ancak varsayım oluşturulacak olursa; tüm ahlaki ve etik kaygıları bir kenara bırakırsak o zaman araştırma gayesi adına genetik açıdan özdeş insanları yaratmak teoride fayda sağlayacaktır.

Klonlama çalışmalarının başlarında, özellikle 2000’li yıllarda, donör hücreleri ile benzer insan embriyonik kök hücre üretme fikri oldukça tartışıldı. Ancak sonraki yıllarda Japon kök hücre araştırmacısı ve 2012 yılında Nobel Ödülü alan bilim insanı Shinya Yamanaka, biyolog James Thompson ile beraber insan hücrelerini yenilemenin yolunu keşfetti (iPSC teknolojisi). Böylelikle klonlama çalışmaları ile başlayan tartışmalar durmuş oldu. iPSC teknolojisinin gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte, klonlanan embriyoların terapötik amaçlar için kullanılması hem gereksiz hem de bilimsel açıdan yetersiz hâle geldi.

Tüm bu bilgiler ışığında; aslında insan klonlaması yapamıyoruz gibi bir durum söz konusu değildir. Yapmamızı gerektiren ya da bilime yardımcı olacak bir sebebimiz bulunmadığından, etik problemler ve psikolojik nedenler etkisiyle insan klonlaması tercih edilmemektedir.


Editörün Konuyla İlgili Film Önerisi

Gattaca (Bilim-Kurgu, IMDb 7.8, 1997)

21. yüzyılda dünyada genetik mühendisliği çok ilerlemiştir ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaya başlanmıştır. Özel görevler için yetiştirilen yeni süper insan ırkı yüzünden, normal yollardan dünyaya gelmiş insanlar işsiz kalmakta ve ikinci plana itilmektedir. Böyle bir dünyada normal insanlardan birisi olan ve doğumunda kalp problemleri olduğu için en fazla 30 yıl yaşayacağı söylenen Vincent, astronot olma hayaliyle yaşamaktadır. Ancak sahip olduğu rahatsızlığı yüzünden içinde bulunduğu sistemde diğer insanlarla rekabet edememektedir. Vincent, genetik olarak uygun fakat sakat olan bir atletin kan örneklerini ve kimliğini satın alarak, normalde yalnızca temizlikçi olarak çalışabileceği Gattaca şirketinde iyi bir pozisyonda işe girer. Şirketin uzaya göndereceği roketin fırlatılmasına kısa bir süre kalmışken, burada işlenen bir cinayet, olayı araştıran dedektifin dikkatini Vincent’ın üzerinde yoğunlaştırmasına sebep olur.

Filmin fragmanını görüntüleyemiyorsanız buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Filmin oyuncuları arasında Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi ünlü isimler yer alıyor.

Bu konu hakkında sizin düşünceleriniz neler? Yorumlarda fikirlerinizi paylaşmayı unutmayın. Bir sonraki yazıda Moletik’te görüşmek üzere…


Kaynak
Yazı: https://www.livescience.com/why-no-human-cloning
Görsel: https://science.howstuffworks.com/life/genetic/human-cloning1.htm

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Sude Yıldırım

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir