Reklam

Öfkelendiğimizde beynimizde neler oluyor? Öfkenin nörobiyolojik anatomisi

Reklam

Duygu kavramı; insanlığın varlığından beri birçok alanda tartışılmış, sanatsallaştırılmış, kimi zaman zayıflık kimi zaman güç olarak görülmüştür. Bu duygulardan belki de en spesifik ve evrensel olanı ise “öfke” olarak karşımıza çıkmıştır. Tarihte, psikolojide, sanatta, politikada ve ekonomide bu denli ön planda olan öfke, belki de en az çalışılmış temel duygulardan biridir. Günümüzde; insanın hem bilişsel hem de fizyolojik olarak deneyimlediği bu duygu, nörobilim alanında dikkat çekmiş ve Human Affectome Project kapsamında derlenmiştir. Bahsedilen projede amaç; öfke ve bileşenlerini nörobilim literatürü ile açıklamak, aynı zamanda “öfke”yi ifade etmek için kullanılan dil ile eşlemektir.

Öfke duygusunu anlayabilmek için ilk olarak nasıl ortaya çıktığını kavramak gerekir. Genellikle bir tehdit ya da provokasyon olarak adlandırabileceğimiz olumsuz uyaranlar, öfkemizi tetikler. Buna örnek olarak adaletsizliği ya da ciddi bir tehditle karşı karşıya olmayı verebiliriz. Öfkelendiğimizde yalnızca psikolojik/bilişsel bir sürece maruz kalmayız. Vücudumuzda stres artışı yaşanır ve otonom sinir sistemi aktivasyonu görülür. Bununla birlikte beyin, mevcut tehdite ya da olumsuz uyarana aşırı odaklanır ve tetikte olarak (hypervigilance) uyaranı “düşmanca” yorumlar. Böylelikle dışardan da görülebilecek yüz ifadeleri, beden dili, ses tonu ve çoğumuzun sonrasında pişman olduğu çeşitli cümleler oluşur.

Reklam
Reklam

İnsanların birçoğu, öfkelerinin vücutlarında dalga dalga yayılan bir hisse olduğunu tanımlarlar ki çok da haksız değiller. Zira öfke, kendi kendini besleyen bir döngüye girebilmekte ve “pozitif feedback loop” dediğimiz giderek artış gösterme durumu oluşabilir. İnsan ile hayvanların “öfke” konusunda genellikle ayrıştığı nokta öfkenin ifade biçiminde görülmekte. Hayvanlar, öfkelendiklerini genellikle saldırganlıkla ifade ederken insanlarda bu durum; sözlü ve sözsüz biçimde çok daha karmaşık ifade edilir.

Geçmişte güç ve önderlik göstergelerinden biri öfke olarak kabul edilirken günümüzde öfke kontrolünün önemini ve avantajını gözlemlemek mümkün. Çoğumuzun yakından takip ettiği dünya gündeminde, öfkenin saldırgan davranışlarla ifade edilmesinin ne gibi negatif etkileri olduğunu görebiliyoruz. Öfkenin kontrol edilemediği, doğrudan saldırganca ifade biçimlerine neden olan ve refleksif biçimde ortaya çıkan sürece ise “low road” adı veriliyor. Tahmin edileceği üzere öfke doğrudan evrimsel olarak “savaş ya da kaç” mekanizmasının bir parçası. Bu nedenle bastırmak ya da kontrolsüz biçimde dışa vurmak hiçbir zaman bu duyguyu yok edemeyecek.

Duygu modelinde (circumplex model) yüksek uyarılma ve negatif duygu kategorisinde olan öfke; vücudunuzda adrenalin salgılatırken kalp atışınızın artmasına, kaslarınızın gerilmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki birçok durumda “korku” duygusu ile karıştırılır. Öfke duygusu daha çok yaklaşma motivasyonunu içerir. Bir uyaran karşısında korku mu öfke mi duyduğunuzu anlayamıyorsanız ilk dikkat etmeniz gereken şey; o uyaranla (ya da tehditle) yüzleşip yüzleşmediğinizdir. Tehditten uzaklaşıyorsanız yüksek ihtimalle korku duygunuz ön plandadır.

Reklam

Öfkelendiğimizde bilişsel olarak dikkatimizde ciddi bir daralma yaşanır. Yalnızca mevcut tehdit/uyarana odaklanırız. Düşünme kalitesinde ciddi bir düşüş yaşarız ki hepimizin tahmin edeceği üzere karar verme mekanizmamız bozulur. Uzun süre devam eden ve devamlı uyaranı/tehditi düşündüğümüz bir bakıma “saplantılı” olduğumuz durum ise öfke ruminasyonudur. Bu noktada kişinin duygu düzenleme kapasitesi ve bilişsel kontrol gücü, öfkenin düzenlenmesi açısından oldukça önemlidir. Özellikle yüksek stres, nörogelişimsel bozukluklar ve düşük bilişsel kapasite öfke kontrolünü zorlaştırmaktadır. “Low Road” mekanizmasının, yani öfkenin doğrudan saldırganlığa dönüşmesinde bilişsel kontrolün (PFC) zayıfladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Sağlıklı bir beyinde amigdala tepki oluştursa da prefrontal korteks (PFC) ile kontrol sağlanabilir. Ancak “Low Road” mekanizmasında, amigdala yani ilkel sistem hızlı bi tepki oluşturur ve prefrontal korteks (PFC) bypass edilir. Böylelikle refleksif olarak saldırgan ifade otaya çıkmış olur. Yüksek miktarda alkol tüketimi ve uykusuzluk da kontrolün kaybedilmesinde ve öfke duygusunun artışında ek tetikleyicidir.

Öfke duygusu özellikle; aralıklı patlayıcı bozukluk (IED), karşıt gelme bozukluğu (ODD), bipolar bozukluk ve borderline kişilik bozukluğu gibi hastalıklarda sıklıkla görülmektedir. Bu psikiyatrik hastalıkların yanı sıra öfke; inflamasyonu (IL-6, fibrinojen), kalp hastalıklarını, felç ve aritmiyi arttırabilir. Zira öfkelendiğimizde vücudumuz stres altına girer, yüksek sempatik aktivasyon ve kronik uyarılma görülür.

Reklam
Reklam

Bazen öfkeyi pişman olacağımız şekillerde ifade etsek de öfke duygusu, ödül hissiyle bağlantılı. Özellikle intikam alma ve karşılık verme durumları bunlara örnek olarak olarak verilebilir. Savaş ya da kaç kadar evrimsel ve ilksel bir mekanizmadan doğsa da öfke bildiğimiz network “ağ” sistemi üzerinden işliyor. Yani serotonin, dopamin, MAOA-L gibi orta düzey bir genetik katılım; amigdalanın yanıtını, kontrolü sağlayan prefrontal korteks (PFC) aktivitesini ve arada köprü görevi gören ön singulat korteksi (ACC) değiştirebiliyor. Kısacası kökeni basit bir mekanizmadan bile gelse öfke, oldukça kompleks bir ağ gibi işleyen ve büyük ihtimalle ilerleyen zamanlarda çok daha büyük çalışmalara konu olacak bir duygu olarak karşımıza çıkmaktadır.


Kaynak
Alia-Klein, Nelly, et al. “The Feeling of Anger: From Brain Networks to Linguistic Expressions.” Neuroscience & Biobehavioral Reviews, vol. 108, 2020, pp. 480–497.

Reklam

+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Bu içeriği paylaşın
Reklam
Reklam

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×
Scroll to Top
Reklam