Kimileri için çok korkutucu ve uykularını kaçıran, kimileri içinse bilim kurgu filmlerinin vazgeçilmezlerinden olan zombiler bu yazımızda konuğumuz. Klasik olarak bu filmler ve kitaplarda zombiler, dünyayı ele geçiren amansız bir virüsün insanları enfekte edip, kişilerin öldükten sonra yeniden ayaklanmasını ve zihinsel aktivite göstermeden, yalnızca en temel ihtiyacı olan beslenmek amacıyla ortalıkta gezinip et olarak gördüğü canlılara saldırıp yemelerini konu edinir. Hayatta kalan insanlar ise zombilerden kaçıp küçük gruplar oluşturur ve zaten giderek tükenen kaynaklar yüzünden karşılaştıkları diğer insan grupları ile savaşırlar. Amansız takip ve aksiyonun tavan yaptığı, gerilim dolu bu tür içerikler; izleyici, oyuncu ve okuyucuları için keyif verse de gerçek hayatta ne kadar karşımıza çıkabilir?

Pandemi ve virüs filmlerinin gerçek olduğu son yıllarda zombi filmlerinin de gerçek olma ihtimali oldukça merak uyandırıyor. Özellikle (Türkiye’de Ölümcül Deney olarak da bilinen) Resident Evil serisi, Ben Efsaneyim (I am Legend), The Walking Dead gibi film, dizi ve çizgi romanlar popülerken, zombiler bilgisayar oyun dünyasında da kendine sıklıkla yer buluyor. Örneğin Resident Evil filmleri aslında aynı adlı bir bilgisayar oyunu serisinden uyarlanmıştır. Bu da hikayenin içine dahil olup karakterlerin mücadelesini sizin de yaşayabileceğiniz anlamına geliyor. Fakat ne yazık ki talep olunca uzayan serilerin devam oyunları ve filmleri, gerçeklikten biraz daha uzaklaşıp gerçek olma ihtimali kalmamış ek senaryolar, yeni virüsler ve bunların evrimleşmesini içermeye başlıyor. Bu yazımızda bu durumları göz ardı ederek saf bir zombi pandemisini ele alacağız.

Zombi Pandemisi

Diyelim ki bu virüs bazı virologlar tarafından geliştirildi ve yüksek güvenlik önlemlerine rağmen bir şekilde virüs laboratuvarlarından kaçmayı başardı. (Senaryolarda bu durum çoğunlukla şirkete ihanet eden bir personelin virüsü çalıp salgını başlatarak aşısını satıp zengin olma hayaliyle gerçekleşiyor.) Hepimizin son yıllarda çok iyi bildiği üzere bir virüsün dünya üzerinde kıtalar arası yayılarak pandemi haline gelmesi fazla uzun bir zaman almıyor. Bu durum için The Global Epidemic and Mobility üzerinde yapılan simülasyonlarda, New York merkezli bir zombi virüsünün 2 aylık bir sürede tüm dünya nüfusunun %95’lik kesimini enfekte edebileceği hesaplanmaktadır. Ülkelerin ekonomik şartlar nedeniyle tam kapanma modelini uygulayamaması ve hava ulaşımının kesilememesi nedeniyle bu süreç her geçen gün daha da hızlanarak ilerleme potansiyeline sahiptir.

Virüs yayıldıkça canavarlaşan insanlara bir çare arayan bilim insanları sığınak tarzı araştırma tesislerinde tedavi geliştirme yolları arar fakat bulamaz. Sonunda tükenen kaynaklarla birlikte tesisler genelde kendi imha ederek yok olur ve araştırmalar başarısızlıkla sonuçlanır.

Zombilerin Beyinleri

Peki yalnızca bilim kurgu filmlerindeki bilim insanları mı buna çare arıyor? Bu sorunun yanıtı ne yazık ki hayır. Zombi hayranı iki nörobilimci olan California Üniversitesi San Diego’dan Bradley Voytek ve Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Tim Verstynen, zombilerin davranışlarının ardında yatan olası biyolojiyi merak edip sorularına yanıt aramaya başlamışlar.

Zombilerin beyin fonksiyonlarının birçok yönden bozulmuş olduğunu kabul etmek gerekir. Nihayetinde onlar ortalıkta dolanmaktan vaz geçmemiş birer ölü olduklarından çürümektedirler. Ama bilim kurguya göre bazı konularda normal insanlardan bile daha iyi oldukları noktalar mevcut. Bunlardan biri keskin bir koku alma duyusuna sahip olmalarıdır. Malum zombiler kanlı canlı insanlarla çürümüş zombiler arasındaki farkı ayırt edip, taze olanı seçerek saldırmayı tercih ediyorlar. Burada dikkatimizi çekebilecek noktalardan biri, burnumuzdaki koku sinirlerinin direkt olarak bağlı oldukları bölgelerden biri olan ventromedial hipotalamustur. Bu bölge açlıkla ilişkilidir ve yemek yerken doyduğumuzu anlamamızı sağlar. Koku sinirinden bulaşabilecek bir virüsün bu bölgelere direkt ulaşabilmesi sayesinde bizi diyetine hiç ara vermeyen, hep aç olan ve hiç doymayan bir hale sokabilmesi teorik açıdan mümkün olabilir.

İyi oldukları bir diğer noktaysa kesinlikle ses algılama kabiliyetleridir. Adeta “müzik kulakları” olan bu zombilerin çok alçak düzeyde bir tıkırtı bile olsa doymak bilmeyen iştahları kabarıyor ve hemen sesin kaynağına yöneliveriyorlar.

Harvard’da çocuk psikiyatristi olarak görev yapan Dr. Steven Schlozman’ın yazmış olduğu “Zombi Otopsileri” kitabında, zombi virüsünün enfekte ettiği bireylerde “savaş ya da kaç” yanıtından sorumlu olan amigdalayı ve beynin problem çözmekten sorumlu ön loblarını da düzgün çalışamaz hale getiriyor olması gerektiğini belirtiyor. Bahsedilen bölgelerden amigdala, duygusal hafızamızı kontrol etmesiyle ve frontal lob ise bilincimizin ve davranışlarımızın kontrolünde önemli bir rolü olması nedeniyle bu bölgelerin hasarlı olması, agresif ve aile üyelerini bile tanıyamayan, bilinç dışı ve kendi davranışlarını dahi kontrol edemeyen varlıklar haline gelmemize neden olabilir.

Kasıtlı olarak yapay biçimde geliştirilmiş virüsümüz parçacıkları havada dolaşabilen, hava yoluyla bir kişiden diğerine geçebilen bir virüs olarak hayal edilir. Buna ek olarak açlığı da bitmek bilmeyen bu zombilerimiz, beslenmek için saldırdıkları kurbanlarını ısırarak da virüsü kapmalarını sağlarlar. Böylece hastalığın yayılma hızı mevcut tüm durumlara kıyasla daha da hızlanır.

Konu uzun ve konuşması keyifli olduğundan değinmek istediğim daha pek çok başlık olsa da, yazıyı seri halinde kısımlara bölünmüş olarak yayınlamanın siz okuyucularımız için daha iyi olacağını düşünmekteyim. Bu bağlamda izlemek isteyebileceğiniz bir film önerisinde bulunarak yazıyı sonlandıralım.

Sinema Dünyasından Örnekler:
Yeni Resident Evil: Raccoon Şehri Filmi

Sinema dünyasının klasiklerinden Resident Evil, ya da Türkiye’deki adıyla Ölümcül Deney filmini mutlaka duymuşsunuzdur. Yayınlandığı zamana göre hikayede işlenen ileri teknolojisiyle seyircileri ekran başına kilitlemiş olan ve her yeni filmde Milla Jovovich’in başarılı aksiyon sahneleriyle izleyenleri büyüleyen seri, en son 2016 yılında çıkan Resident Evil: Son Bölüm (Resident Evil: The Final Chapter)’ün ardından beyaz perdeye veda etmişti. Aradan geçen 5 yılın sonunda, hikaye aynı adlı bilgisayar oyunundan uyarlanarak yeniden sinema salonlarına taşındı. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında vizyona giren Resident Evil: Raccoon Şehri (Resident Evil: Welcome to Raccoon City), önceki seriden bağımsız olarak bir ‘reboot’ yapım olarak karşımıza çıkıyor. Film yenilenen oyuncu kadrosu ve hikayesiyle özellikle oyun severlerin ilgisini çekmiş ve eleştirilerin odağı olmuş durumda. Resident Evil adını taşıyan bir filmde gözler elbette Milla Jovovich’i arasa da bilgisayar oyununda Alice karakteri yer almadığından yeni seride ne yazık ki Jovovich’i göremiyoruz. IMDb puanı 5.2 olan filme göz atmak isteyebilirsiniz. Filmin Türkçe altyazılı fragmanına aşağıdan ulaşabilirsiniz:

Videoyu görüntüleyemiyorsanız buraya tıklayın.

Serimizin ikinci kısmında gerçekte zombi virülerine benzer virüslerin var olup olmadığını, zombilerden neden korkmamanız gerektiğini ve film ve oyun dünyasından daha pek örneği tartışacağız. Güncel ve orijinal içeriklerimizden haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımızı (@moletikcom) ve Moletik.com‘u takip etmeye devam edin!

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Cenk Dunat

Marmara Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldum. M.Ü. Biyolojik Bilimler Kulübünün 2020 - 2021 dönemi başkanlığını yürüttüm. Bilimi ve teknolojiyi herkes için anlaşılır ve ulaşılabilir hale getirmek amacıyla kulübümüzden edindiğim deneyimlerden faydalanarak Moletik'i kurdum. Yazarlarımızın da destekleriyle birlikte yeni bir yolculuğa yelken açtık :) Bu yolculukta bize katılın!

2 Yorumlar

    merhaba cenk bey,
    Dünya Savaşı Z, 2013 yapımlı zombi filmi. bunu da inceleyin lütfen.

      Teşekkürler, serinin ikinci kısmında mutlaka yer vereceğim. Sağlıklı günler

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.