Eminim ki hepimiz kan bağışının hayati öneme sahip olduğunun farkındayız. Kızılay, 2020’deki Koronavirüs salgınına rağmen yıl boyunca 2 milyon 370 bin 912 ünite kan bağışı aldı. Kızılay raporuna göre 2020 yılında Kızılay’a 1 milyon 431 bin 233 kişi kan bağışında bulunulmuş. Bunların 412 bin 93’ü de hayatında ilk defa kan bağışı yapmış. Ayrıca bağışçıların çok yüksek bir bölümü 20’li yaşlarındaki kişilerden oluşuyormuş.

kan üniteleri

Ülkemizin yıllık kan bileşeni ihtiyacının 3.000.000 ünite kan bağışı ile karşılanabileceği düşünülüyor. Kan bağışı merkezlerini ilk kez 1957’de açan Türk Kızılay’ın, ilk yıllarında kan bağış oranı %20’lerdeydi. Günümüzde ise ülkemizin kan bağış ihtiyacının %81’ini rahatlıkla karşılayabiliyor. Koronavirüs salgınına rağmen her geçtiğimiz yıl oranların katlandığını görmek umut verici doğrusu.

kan bağışı

Türkiye’de bir gün içinde yaklaşık olarak 8.500 ünite kan kullanılmakta. Bunların büyük bir kısmı ameliyatlarda ya da trajik kazalar sonucunda kan kaybeden insanlar için kullanılmakta. Diğerleri ise orak hücreli anemi gibi devamlı kan transferinin gerekli olduğu hastalıklar nedeniyle kullanılmaktadır. Ülkeler ve şehirler arasındaki kan bağışı ve transferi, hastaları sağ ve sağlıklı tutabilmekte kilit role sahip. Eğer hepimiz aynı kan grubuna sahip olsaydık bunun gibi problemlerimiz olmayacaktı. Ancak hepimiz aynı kan grubunu paylaşmıyoruz. Hatta bazılarımızın kan grubu o kadar nadir ki en ufak bir operasyon ya da kaza hayati tehlikeye sebep olabiliyor.

Hayal edin!

O kadar nadir bir kan grubuna sahipsiniz ki yaralandığınızda ya da kaza geçirdiğinizde dünya üzerinde sizi kurtaracak kana sahip neredeyse hiç kimse yok! Kanınızın, bitmek bilmeyen bağış isteklerinden kurtulmak için kimliğinizi gizli tutmanızı gerektirecek kadar değerli ve nadir olduğunu düşünün! O kadar nadir ki bilim insanları bir damlasını alıp üzerinde çalışabilmek için can atıyorlar!

Dünyanın en nadir kan grubu olan Rh-null’a sahip insanlar için bunlar sadece gerçekler. Bu kadar nadir olması aynı zamanda Rh-null’u sahip olunabilecek en tehlikeli kan grubu da yapıyor. 2021 yılında ~7.924 milyar olarak ölçülen dünya nüfusunun sadece %0.00000005’inde görülen bir kan grubundan bahsediyoruz. Yani dünya üzerinde sizinle aynı kanı paylaşan sadece 42 kişi var.

Kan grupları nasıl belirlenir?

En çok kullanılan ve bilinen ABO ve Rh kan grubu sınıflandırması dışında, dünya üzerinde kullanılan 33 farklı sınıflandırma sistemi mevcut. Kan grubu sınıflandırmaları, kimlerden kan alabileceğimizi ya da kimlere kan verebileceğimizi anlamak açısından büyük önem taşır. Kan grupları, kan hücrelerinizin ele alınan sistematiğin aktif maddesi olan antijen ya da antijenlerini içerip içermediğine bakılarak belirlenir. ABO sisteminde, kan hücrelerinizin A ya da B antijeni taşıyıp taşımadığına bakılarak sınıflandırma yapılır. Aynı şekilde Rh sınıflandırması için de Rh antijenlerinin varlığına bakılır.

Peki antijen nedir?

Antijenler, hücre zarlarınıza yerleşmiş glikoprotein yapılı markerlardır. Bunların görevi, bağışıklık sisteminize, kendi vücut hücreleriniz ve bakteri ya da virüs gibi yabancı maddeler arasındaki farkı anlayabilmesine yardımcı olmaktır. Böylece antijenler, bağışıklık sisteminizi uyararak yabancı maddeler için antikor üretilmesini sağlar.

ABO kan sistematiği antijenlerine örnek vererek durumu daha iyi kavramaya çalışalım mı?

A kan grubuna sahip bir bireyseniz eğer, kan hücre zarlarınızda A antijeni bulunur. A antijeni kendi dışındaki kan gruplarını yabancı madde olarak algılar. Böylece Anti-B antikorları üretmek için bağışıklık sisteminizi uyarır. B kan grubunda da aynı durumun tam tersi geçerlidir. Yani B antijenine sahip olan kan plazmanızda Anti-A’lar bulunur. Ancak O kan grubunda durum biraz daha farklıdır. Kan grubunun O adını almasının sebebi, kan hücresinde A ya da B antijenin bulunmamasından kaynaklanır. Antijen olmamasına rağmen O kanı antikorlara sahiptir. O kan grubu plazmasında A ve B kan gruplarının her ikisine karşı da antikor bulunur.

Antijenler ve Anti-bodylerin (Anti-A ve Anti-B) birleşmesi durumunda pıhtılaşma gerçekleşir. Bu nedenle farklı kan gruplarını vücudunuza almak oldukça sakıncalıdır.

Kan’da Rh Faktörü

Rh sistematiği, ABO sisteminden sonra en çok kullanılan sistematiktir. Aynı zamanda 60’dan fazla antijen içerdiğinden dünyanın en büyük kan sistematiğidir. Rh-C, Rh-E, Rh-D, Rh-c, Rh-e antijenleri en sıklıkla gözlemlenen antijenlerdendir. Bir bağışıklık faktörü oluşturmaya en yatkın olan antijen Rh-D olduğundan Rh sistematiği D antijeninin varlığına bağlıdır.

ABO sistemi yanında her bir kan grubu için Rh-D antijen varlığına göre negatif ya da pozitif faktör de eklenir. A Rh+, A Rh- gibi…

ABO ve Rh sistematikleriyle oluşturulan kan grupları, kan grubumuzu söylemenin en yaygın kullanımıdır. Ancak kan gruplarımızı tek tek tüm antijenlerine göre adlandırmaya kalkarsak kan benzerliği dramatik bir şekilde birkaç milyonda bire kadar düşüyor. Şansımıza sahip olduğumuz pek çok antijen kan alıp verebilme potansiyelimizi etkilemiyor. Mesela dünya nüfusunun yaklaşık %99.9’u, Vel. antijeni bulundurur. Bu benzerlik sayesinde kan alış ya da verişi sırasında herhangi bir bağışıklık faktöründe uyarı tetiklenmiyor. Ancak her 700.000 kişide Vel. antijenine sahip olmayan bir kişi çıkabiliyor. Bu kişilerin tabii ki Vel. pozitif kan almaması gerekiyor. Daha önce bahsettiğimiz anti-Body ve antijen sistemi her kan grubu sistematiği için geçerli.

Antijenini bulundurmadığınız kan, ölümünüze davetiyedir.

Bu nedenle kan grubunuz ne kadar nadirse size uygun donör bulmak da o kadar zorlaşıyor!

Peki nasıl oluyor da A ve B antikorlarına sahip olan O kanını herkes alabiliyor?

Kan bağışı, bir üniteyi kanla doldurmak kadar kolay bir işlem değil maalesef. Alınan kan ünitesi, plazması arındırılmadan asla transferi yapılamıyor. Yani kanın antikor bulunduran plazma kısmı ciddi filtreleme yöntemleriyle ayrıştırılıyor. Bu işlemler sonucunda kan plazması antikorlardan temizlenmiş oluyor. Böylelikle kişiye verilen O kanı pıhtılaşmaya sebep olmuyor.

————-


Rh-null

Dünyanın en nadir kan grubu Rh-null olarak adlandırılıyor çünkü bu kan grubu biraz önce bahsettiğimiz Rh sistematiği içinde bulunan 61 antijenden hiçbirini içermiyor. Rh sistematiğinden birkaç antijeni içermemek oldukça doğal. Ancak 61 antijenin tamamından yoksun olma olasılığı astronomik değerlerle anlatılabilecek kadar küçük.

Tüm antijenlerden yoksun olduğundan plazması ayrıştırılmış Rh-null kanı dünya üzerinde var olan tüm kan gruplarına rahatlıkla donör olabiliyor. Altın kan olarak adlandırılmasının sebebi de bu muazzam hayat kurtarma potansiyeli. Ancak sahip olanlar için hayatlarının kabusa dönüşebileceği de tartışmasız bir gerçek.

Bir çoğumuz yaralandığımızda en yakın hastanenin bizi iyileştirebileceği rahatlığıyla yaşıyoruz.

Rh-null’a sahip bir insan, sadece bu kana sahip olduğu tanımlanmış 42 kişiden bağış alabiliyor. Bu insanların da sadece birkaçı aktif olarak kan bağışında bulunuyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşadıklarını da unutmamak gerek. Ayrıca ülkeler arası kan transferleri saçma bir şekilde karmaşık. Bürokrasi ve evrak işleri yaşamı sınırlara taşıyabiliyor… Bu da çok büyük problemleri beraberinde getiriyor. Taze bir ünite, sadece 4 haftalık raf ömrüne sahip, ayrıca +4°C’de saklanmak zorunda. Özellikle de ulaşımı zor bölgeler için kan transferini iyice zorlaştıran bir durumdan bahsediyoruz. En ufak bir zaman kaybı kanın kullanılamayacak hale gelmesine sebep olabiliyor.

Bazı ülkeler, kan transferi konusunda inanılmaz sıkı kurallara sahip. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri, Arap Yarımadası körfez eyaletleri olarak bilinen Gulf States dışında hiçbir yerden kan transferine izin vermiyor. Lojistik ve bürokrasinin beraberinde getirdiği kısıtlamalar, nadir kan gruplarına sahip insanların işlerini oldukça zorlaştırıyor.

”Altın kan”a sahip İsviçreli bir adam için bu, çocukken yaz kampına gidememek ya da diğer çocuklarla dışarı çıkıp oynayamamak demekti. Sürekli gözetim altındaydı çünkü ailesi geri dönüşü olmayan bir kazada çocuklarını kaybetmek istemiyorlardı. Şimdi yetişkin biri olarak modern hastanelere sahip olmayan şehirlere dahi yolculuk yapamıyor. Gerçekçi olarak bu tehlikeden kaçınabilmesinin tek yolu, devamlı olarak kendi için bağışta bulunması. Eğer herhangi bir durumda ihtiyacı olursa diye yılda 2 kez kendi için kan vermesi gerekiyor.

Rh-null dünyanın en nadir kanı olmasının yanısıra başka dezavantajlarıyla da geliyor!

Bazı Rh antijenlerinin, kan hücrelerinin zar bütünlüklerini korumasına yardımcı olduğu düşünülüyor. Bu Rh antijenlerinin yoksunluğu, kan hücrelerinde anormal şekillere ve osmotide hassaslığına sebep oluyor. Böylece Rh antijenlerinden yoksun olan insanların kan hücreleri, olması gerektiğinden çok daha kısa sürede canlılığını kaybediyor. Bunun sonucunda da hemolitik anemi adı verilen bir rahatsızlık ortaya çıkıyor. Rahatsızlık kişide; yorgunluk, nefes darlığı ve sarılığa sebep oluyor. Aynı zamanda devamlı kan bağışını da imkansız hale getiriyor.

Rh-null’a sahip çok az insanın aktif olarak bağışta bulunduğunu söylemiştik. Rh-null, nadir olsun ya da olmasın her türlü kan grubuna bağışta bulunabildiğinden, bağışçılar oldukça büyük bir yükün altına girmiş oluyorlar aslında. Çünkü ara sıra acil kan bağışı için çağırılabiliyorlar. Mesela az önce bahsettiğim İsviçreli adamdan, daha önce yeni doğan bir bebek için acil kan vermesi istenmiş. Bebeğin hayatını kurtarabilmek için adamın işini gücünü bırakıp Cenevre’ye gitmesi gerekmiş. Neyse ki bebeğin hayatı kurtulmuş. Diğer bir yandan İsviçreli adam nadir kanının omuzlarına yüklediği bu büyük sorumluluğun da farkına varmış.

————-

Rh-null’a sahip insanlar, ihtiyaç durumunda bir insanın hayatını kurtarabilme gibi nadir bir armağana sahipler. Onlar dışında kimsenin sahip olmadığı bir yetenek bu. Düşünsenize! Belirli bir noktadan sonra en iyi doktorların bile tek çaresi oluyorsunuz. Birinin hayatını kurtarmada kilit role sahip olduğunuzu bilmek şüphesiz ki inanılmaz bir duygudur. Ancak bu yetenek aynı zamanda, hayatınız boyunca bu gibi durumlara karşı hazır olmak gibi büyük bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor.

Avrupa’daki sıkı denetimler ve bağışçıları koruyan haklar sayesinde İsviçreli adamın zaman ve mali kaybı devlet tarafından karşılanmış olsa da bu durum bağışçıların iyi niyetlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Düğününüzün ortasında, tatilde ya da bir pazar sabahında, bağış için ansızın çağrılabilirsiniz. Apar topar gelen bir telefon sonucu, bir kişinin hayatını kurtarmayı seçip seçmemek tamamen size bağlı. Böylece ilginç bir soru oluşuyor akıllarda.

Hangi noktada ahlaki yükümlülüğünüz başlıyor ve bitiyor?

1800’lerin başında yapılan ilk kan bağışından beri milyonlarca hayat kurtuldu. Hatta kan bağışı, günümüzün modern dünyasını şekillendiren en önemli faktörlerden biri. Hastanelerin hayat kurtarmadaki en önemli kaynaklarından olan bağışların, insanların iyi niyetine bağlı olduğunu unutmamakta fayda var. Gününüzden gidecek olan 5 dakikayla siz de bir insanın hayatını kurtarabilirsiniz. Kan grubunuz nadir olsun ya da olmasın…

iyi ki varsın #kandostum”

Kanver.org

Daha fazlası için Moletik‘i ziyaret etmeyi unutmayın!

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

İnci Avşar

Marmara Üniversitesi'nde biyoloji okuyorum. Sanata, müziğe ve yaşamımıza hayat katan hemen her şeye ilgi duyan, hobileri arasından ne yapmak istediğine karar veremeyen ve Türkiye'de hayatta kalmaya çalışan yüz binlerce öğrenciden biriyim. Herkese merhaba ^-^

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.