Cinsiyet insanlığın varoluşundan bu yana sosyal hayatta daima bir ayrıma yol açmıştır. Erkeğin gücü, kadının yaratıcı yönü toplumları, kabileleri şekillendirmiştir. Bilim insanları bu ayrımın gelişimin hangi sürecinde olduğunu, nasıl ilerlediğini açıklamak adına yıllarca çalışmışlardır. İşte karşınızda cinsiyetin belirlenmesindeki bilimsel araştırmaların kısa tarihi…

Gündelik hayatta hepimizin bildiği gibi cinsiyet ayrımını X ve Y kromozomlarının üstlendiği 20. Yüzyılın başlarında anlaşılmıştır.

H. Henhing 1891’de belirli bazı böceklerin spermlerinde X-cisimciği olarak isimlendirdiği bir nükleer yapıyı tanımlamıştır. Birkaç yıl sonra, Clarence McClung bazı çekirge spermlerinin, heterokromozom olarak adlandırıldığı alışılmadık bir genetik yapı içerdiğini, ancak diğerlerinin böyle bir yapıdan yoksun olduğunu göstermiştir. McClung o dönemde yanlışlıkla heterokromozom varlığını erkek birey oluşumu ile ilişkilendirmiştir.

1906 yılında Edmund B. Wilson Protenor kelebeğinin dişi somatik hücrelerinin ikisi X olmak üzere, 14 kromozom içerdiğini göstererek Henking ve McClung’un bulgularına açıklık getirdi. Oogenez sırasında, bölünme ile biri X olmak üzere 7 kromozomlu gametler üretilmektedir. Diğer yandan, erkek somatik hücrelerde ise, biri X olmak üzere sadece 13 kromozom bulunmaktadır. Spermatogenez sırasında ya X taşımayan 6 kromozomlu ya da birisi X olan 7 kromozomlu gametler meydana gelmektedir. X-taşıyan spermle döllenme dişi birey, X-taşımayan spermle döllenme ise erkek birey oluşumu ile sonuçlanmaktadır.

Bu türde, erkek gametlerde X kromozomunun varlığı veya yokluğu, eşey belirlenmesinde etkili bir mekanizma sağlar ve genellikle yavru dölde 1:1 eşeysel oranı oluşur.

Wilson aynı zamanda ipek otu böceği Lygaeus turicus ile de deneyler yaparak bu böceğin her iki cinsiyetinin 14 kromozoma sahip olduğunu göstermiştir. Bu kromozomlardan 12 tanesi otozomdur dişiler iki X kromozomuna, erkekler ise sadece bir X ve heterokromozom olarak tanımlanan daha küçük bir Y kromozomuna sahiptirler.

Bu kısa tarihi kuş bakışından sonra şimdi de biraz daha detaya girelim ve gözlerimizi memelilerde cinsiyet oluşum sürecine çevirelim

Erkek ve dişi memelilerde doğum öncesi erken dönemdeki ardışık bir seri ikili gelişimsel işlem cinsiyeti tayin eder, anatomik gelişmenin olup olmayacağı bunların ardından gelir.

İlişkili dokuda doğru zamanda ifade olan genler bir cinsiyetten diğerine gelişimsel adımı başlatır. İlk kararı Y kromozomunun varlığı veya yokluğu verir. Daha sonra gonadların farklılaşmamış evreleri ile iç ve dış genital organlar dişi veya erkek olarak farklılaşır.

İnsanlarda cinsiyeti Y kromozomunda bulunan küçük bir bölge belirler. Yaklaşık 35 kb (kilo baz çifti) kadar olan bu bölge, Y kromozomunun kısa kolunda bulunur ve SRY olarak isimlendirilir.

Fareler üzerinde yapılan çalışmalar SRY’nin çok önemli rolünü ortaya koymaktadır. Fareye SRY geni içeren 14 kb’lık DNA fragmanı, dişi kromozomu (XX) taşıyan transgenik farenin blastositi içine eklendikten sonra erkek farenin geliştiği görülür. Bu genin ekspresyonu embriyonik gelişim sırasında oldukça kısa bir periyot ile kısıtlıdır. XY kromozomlarına sahip bir fare embriyosunda SRY geni, embriyonik gelişmenin, sadece 10,5 ve 12,5 günleri arasında eksprese olmaktadır.

Kaynak

Genetik Kavramlar. Klug, Cummıngs, Spencer, Palladıno. Palme Yayıncılık

Renkli Genetik Atlası, Eberhsrd Passarge. Palme Yayıncılık

Fotoğraf

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

İlayda Şimşek

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.