” Öyle görünüyor ki, bizler henüz aydınlanmasını istediğimiz birçok soruda gerçeği bulmak imkanına sahip değiliz. Bununla beraber biz bugün ulaşabildiğimizi ortaya koymaktan kaçınamayız. Ama gelecekte ortaya çıkacak yeni koşullar, bugün bize nasip olmayan çözümlere ulaşmayı sağlayabilir. “

– İBN RÜŞD

Salgın hastalıkların bulaşmayla yayıldığı ve mikroorganizmalar tarafından meydana getirildiği düşüncesi, 19. yüzyılda artık fazla yabancı bir görüş sayılmamaktadır. Aslında bu teoriyi ilk kez, İtalyan Giralamo Fracastoro savunmuştur. 1626’da Jean Bapiste van Helmont birtakım küçük yabancı varlıkların insan vücudunu istila etmesi sonucunda hastalıkların ortaya çıktığını ileri sürmüştür.

Aslında bakteriler Leeuwenhoek tarafından mikroskopta görülmüştür. 19. yüzyıla gelindiğinde ise hastalık-mikroorganizma arası ilişkiler lehine bilgiler artmaya başlamıştır. Theodor Schwann (1809-1885) ve arkadaşları hasta insan ve hayvandan aldıkları çeşitli sıvıları mikroskop altında inceleyerek, hasta insanlarda, sağlıklı insanlarda görülmeyen bazı özel mikroorganizmaların varlığını göstermişlerdir. Fakat bu mikroorganizmaların hastalıkların nedeni değil de sonucu olduğu şeklinde yanlış bir yorumda bulunmuşlardır.

Antonie van Leeuwenhoek mikroskop

Öte yandan Casimir Devaine (1812-1882) ve Pierre Rayen (1793-1867), 1850’de ölmek üzere olan bir hayvanda şarbon mikrobunu keşfetmişlerdir. Böylece Pasteur’un dönemi açılmış oldu. Bu arada, Louis Pasteur doktor değildir. Paris’teki Ecole Normale Superieure’un kimya bölümünden mezun olmuştur. Olağanüstü bir mikroskop uzmanıdır. Şarap, bira yapımıyla ilgili fermantasyon araştırmaları mikroorganizmalara olan ilgisini harekete geçirmiş, mikroorganizmaların kendiliğinden türediğini ileri süren eski kuramı çürütecek titiz deneyler gerçekleştirmiştir.

Louis Pasteur pastorize etme deneyi yapıyor…

Ayrıca Pasteur larvaların, böceklerin yumurtalarından çıkıp atmosfere yayılan gözle görülmeyen organizmalar olduğunu göstermiştir. Bu kanıta dayanarakta sütteki mikropları yok edecek olan “pastörizasyon” yöntemini geliştirmiştir. Pastörizasyon mikropların yok edilmesi için sütün belirli bir sıcaklığa kadar kaynatılma işlemidir. Böylece Pasteur sütün artık tüberküloz ve mide-bağırsak hastalıklarının kaynağı olmaktan çıkmasını sağlamıştır.

Pasteur

Pasteur’un kimyager olması, mikroskobu çok iyi bilmesi ve mayalanma işleriyle uğraşması tarihin bu aşamasında büyük bir şans olmuştur. Fermantasyonun normal gittiği zamanlarda ufak ve yuvarlak maya hücreleri görülmüştür. Anormal fermantasyon sırasında ise sürekli devinim yapan, “dans” eden birtakım mikroorganizmaların ortaya çıktığı fark edilmiştir. Pasteur bunlara “vibrious” adını vermiştir. Küfler üzerinde yaptığı deneyler onu, fermantasyon olayının nedeninin herhangi bir basit kimyasal tepkime olmayıp canlı organizmalara bağlı olduğu sonucuna götürmüştür.

Pasteur bir kimyager olarak mikroorganizmaların sadece görünüşlerini değil, kimyasal performanslarını da incelemiştir. Bunların hava içinde veya havasız ortamlarda yaşayıp yaşamadıklarını test etmiş, sonuçta bugün kendi adıyla anılan “pastörizasyon”u bulmuştur.

1865 yılında Pasteur ipek böceklerine musallat olan bir hastalığın nedeninin, ipek böceği tırtılının kendi içinde yaşayan bir mikroorganizmaya bağlı olduğunu kanıtlamış, böylece hastalığın kökünün kazınması için bir ipucu da yakalamıştır. Daha sonra tavuk kolerası üzerinde çalışmalar yapmıştır. Aslında daha önceleri bu hastalığa bir mikroorganizmanın neden olduğu önceden biliniyordu. Pasteur tavuk kolerası mikrobunun üretilmesini sağlayan bir deney programı uygulamış, elde ettiği tavuk kolerası mikrobunu “kültür” de üreterek başka tavuklara enjekte etmiştir. Böylece mikrobun tavuk kolerasına neden olduğunu göstermiştir. Hatta Pasteur daha sonra mikropların üretildikleri farklı kültürlerde, farklı yayılma hızı gösterdiklerini ve virülanslarının (hastalık yapıcı etki) değiştiğini saptıyor.

Pasteur ayrıca koyunlarda şarbon mikrobuyla yaptığı deneylerle, virulansı azaltılmış materyallerle önceden aşılanmış koyunlara, zayıflatılmamış kültür enjekte edilmiştir. Önceden aşılanmış koyuna bir şey olmadığı halde, aşılanmamış koyunların hepsi ölmüştür. Böylece mikroplu hastalıklara karşı insanı koruyan aşıyı hayata geçirmiş olur.

Pasteur’u adeta bir efsane haline getiren ve çok yıllar sonra filme de alınan bir olayı burada anlatalım bence… Kuduz bilindiği gibi köpekler tarafından bulaştırılan bir hastalıktır. O günlere dek kuduz hayvan ısırıklarında uygulanan tek yöntem ısırılan yerin kızgın bir demirle derinlemesine dağlanmasıdır. Bir gün kuduz bir köpek tarafından ısırılmış, 9 yaşındaki bir çocuk Pasteur’a getirilir. Hastanın çevresi umutsuzdur, kendisine baskı yaparlar, o da kuduz aşısını çocuk üzerinde dener. Sonuç tam bir başarıdır. Böylece bugün çok sıklıkla kullanılan kuduz aşısı ilk defa Pasteur tarafından insanda denenmiş olur.

27 Aralık 1892’de 70. yaş günü nedeniyle Pasteur için Sorbonne Üniversitesi’nde büyük bir tören yapılmıştır. Töreni Fransız Bilimler Akademisi düzenlemiştir. Davetliler arasındaki İngiltere’den Lord Lister konuşmasında Pasteur’e şöyle seslenir : “Gerçek şudur ki; şu anda dünya üstünde, tıp ve cerrahi bilimlerine sizinki kadar katkıda bulunabilen tek bir kişi yoktur. Siz binlerce yıldır, bulaşıcı hastalıkları örten perdeyi kaldırdınız. “

Bilimle Kalın…


Kaynakça
Cumhur Ertekin – Tıbbın Öyküsü/ sayfa-245
Sherman, Irwin W., Dünyamızı değiştiren 12 hastalık, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016.

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Anıl Yetim

Ben öğrenmeye aç ve bilgi aktarımı aşığı bir gencim.. Hayatım boyunca öğrenip,öğrendiklerimi aktarıp insanları bilgilendirmek istiyorum.. Bu yolda hız kesmeden devam edeceğim..

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir