Hepimizin bildiği ama sadece şanslı olan belirli bir yüzdeliğin yaşama şansı bulduğu bir duygudur aşk. Peki uğruna şarkılar, şiirler yazılan bu duygu nedir? Kimine göre birine duyulan karşılıksız yoğun bir sevgidir, kimine göre ise sevginin acı veren halidir.

Bazı kaynaklarda aşk kelimesinin kökeninin aşikane sarmaşığından geldiği yazar. Aşikane sarmaşığı bir ağaç paraziti olan bitkidir ve ilk başta ağacı sarıp sarmalar. Zararsız gibi gelir ama zamanla besin alamayan ağaç en sonunda ölür. Bunu aşk duygusuna benzetenler de buradan aşk kelimesini türetmişler, zaten aşk Arapçada sarmaşmak fiilinden türemiştir. Evet  aşkın tarihçesine ufaktan bir göz gezdirdikten sonra gel gelelim asıl konumuza:

Aşkın nörobiyolojisine;

Sizce neden kişi sevdiği insana karşı cinsel bir arzu duyar ya da neden sevdiğimiz kişinin yanında bazen mantıklı bile düşünemeyiz, terleriz, hatta bazılarımızın başı döner? Bunların hepsi vücudumuzun kimyasının duygularımızla ortaklaşa çalışması sonucu ortaya çıkar.

Çoğu olaya karşı erkek ve kadınların verdiği tepkilerinin farklı olduğu gibi, aşkın da beyinde yarattığı etkiler kadın ve erkekte farklıdır.

Örneğin sağ silvian fissür, beyindeki yarım kürelerin yan yüzlerinde, yarı kürelerin ön yarısı boyunca uzanan bir yapıdır ve bu yapının etrafındaki yapılar erkeklerde kadınlara göre daha öne kaymış vaziyettedir. Hatta beyin kortekslerimizin kalınlığı bile iki cinsiyette de  farklıdır. Bunun gibi beyindeki yapısal farklılıklar, kadın ve erkeklerin duygular karşısındaki tepkilerinin ve bir soruna ürettikleri çözümlerin, tutumlarının farklı olmasına sebep olmaktadır. Örneğin sol frontal korteksin (frontal korteks: bilinçli düşünmeden sorumlu olan beyin bölgesi) sorunun içinde bulunduğu çerçeveye bağlı (erkekler) sağ frontal korteksin ise bu çerçeveden bağımsız (kadınlar) seçimlerde daha belirgin rol oynadıkları düşünülmektedir.

Amerikalı nörobilimci olan Antonio Damasio, duyguları emosyonlar ve hisler olarak ikiye ayırmıştır. Emosyonlar genelde hislerle karıştırılır. Bu terim duygudan ziyade kişinin ruhsal durumudur ve duygulara göre emosyonlar bilinçsizce göstermiş olduğumuz tepkilerdir.

Hislerimiz ise emosyonlarmızın beyin kabuğumuz tarafından değerlendirilmesi ile ortaya çıkar. Yani çoğu duygu gibi aşk da bilinçsel süreçlerden oluşabilir.

Emosyonlar bir kere tetiklendiğinde, hipotalamus, bazal ön beyin ve beyin sapı tegmentumunda (omurilikte oluşan, çeşitli gösterilerle belirgin harabiyet) bulunan çekirdekler aracılığıyla otonom sinir sistemi ve vücudun içsel durumu ile algıları değiştirebilir. Böylece aşk da dahil birçok duygu vücudun içsel durumunda söz sahibidir.

Duygularımızın oluşmasında önemli rol oynayan insular lob içsel algılarımızın duygularımızla bütünleştirilmesini sağlar. Böylece çeşitlikli yolaklarla vücudumuzun içsel durumu değişir.

Bunun yanında sağ prefrontal korteks emosyonların bilişsel değerlendirilmesinde baskın olarak rol alırken, sol ventrolateral prefrontal korteks ise takıntılı/patolojik aşklar gibi ruminatif özellik gösteren ilişkilerde rol alabilir. Örneğin sevdiğimiz birinin yanındayken hissedilen yücelme duygusuna da anterior temporal lobun (İnsan beynindeki 4 beyin lobundan biridir.) uyarılması aracılık eder. Sevilen bireyin kokusu ile ilgili uyaranlar da sağ frontal lobda işleniyor.

Amigdala dediğimiz yapının da duyguları değerlendirmede önemli bir rolü vardır. (Duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasında çok önemli bir role sahiptir.) Örneğin sevilen bireyin ses tonu ile ilgili uyaranlar özellikle sol, yüzü ile ilgili uyaranlar ise sağ amigdalayı uyarabilir ayrıca beyin sapındaki parabrakial çekirdeğin uyarılması sevilen/hoşlanılan kişi görüldüğünde nefes alış verişte görülen değişimden, lokus seruleusun (parasempatik sinir sistemini uyararak bireyi sakinleştiren noradrenalin isimli hormonun üretildiği bölge) uyarılması ise nabız ve kan basıncındaki değişimlerden sorumlu olabilir. Amigdala ve hipotalamus arasındaki bağlantılar da sempatik sinir sistemini aktive edebilir ve kortikosteroidlerin salımını uyarabilir. Yani insan sevdiğinde hastalıklara karşı bile dirençli oluyor, bahsettiğimiz  kortikosteroidlerin görevi bu. Ayrıca özellikle hipotalamusun aktivasyonu erotik içeriği oluşturabilir.

Beynin yapısında bu kadar değişimlere sebep olan aşk ve diğer sevgi ilişkilerinde anlayacağınız üzere nörotransmiterlerin rolü gözden geçirildiğinde, noradrenalinin duyuların ayarlanması, duyu sistemlerinde algılanan sinyal ve arka plan gürültüsünün düzenlenmesinde, dikkat ve verinin korteks sonrası işlenmesinde önem taşıdığının düşünüldüğü görülmüştür.

Özetlemek gerekirse;

Dopamin, sevginin başlangıç kısmındaki değişimlerimizde;

Noradrenalin, bireyin çekici bulduğu nesne ile karşılaştığında sergilediği kan basıncı ve nabız değişikliklerinin, sevilenle ilgili algılardaki keskinleşmenin ve sevilene odaklanmada;

Serotonin, aşk ve sevgi ilişkileri sırasında gözlenebilen zorlantılı yakınlık arayışı, sevilen hakkındaki ruminatif düşüncelerde ve çoğu ruhsal rahatsızlıkta etkilidir.

Serotonin salgısındaki değişiklikler aşk ve sevgi ilişkilerinde değişik ölçülerde ve evrelerde görülebilecek takıntılı veya dürtüsel davranışlara katkıda bulunabileceği de öne sürülmüştür. 

Evet beynimizde ve vücudumuzda bu kadar etkiye neden olan birini zaten sevmemek mümkün değildir herhalde 🙂

Başka yazılarda görüşmek üzere sevgiyle kalın…

Kaynak

Kaynak 1, Kaynak 2, Kaynak 3

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Özdeş Kaya

Marmara Üniversitesi'nde 4. Sınıf Biyoloji ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde Laborant ve vet. sağlık birinci sınıf öğrencisiyim.

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.