İnsanların birçoğu, doğal seçilimi güçlünün ön plana çıkıp güçsüz olanın elendiği bir vaka gibi değerlendirmektedir. Ancak evrim ve doğal seçilim, güçlü olanın değil uyum sağlayanın yanındadır. İnsana bir mercek tuttuğumuzda sevgi, saygı, ahlak, hak savunma, fedakârlık gibi birçok duyguyu barındırdığını görmek mümkündür. Evrimsel açıdan bakıldığında bu davranışlarla arada bağ kurmanın zor görüldüğü bir durumda, evrim kuramı ile alakasını inceleme imkanımız var mı? Evrimin babası olarak nitelendirdiğimiz Charles Darwin de tam olarak bu problemle ilgilenmiştir.

Özellikle fedakârlık, iç dünyamızda yer edinen rahatsız edici hislerle alakaladır. Başka bir bireyin çektiği zorluğu ya da ızdırabı gördüğünde insan, fedakârlık yapma isteği duyar. Ancak bu durum öyle planlı değil tam tersine sosyal bir içgüdü olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğada örneğine baktığımızda; arılar gibi sosyal canlılarının koloninin iyiliği için temel yaşam etmeni olan üremeden vazgeçmesi, tam olarak evrime tezatlık yaratıyor gibi görünmektedir. Richard Dawkins‘in “Gen Bencildir” kitabında savunduğu, her canlının gen aktarmak için bencil davranması tezine de tersmiş gibi görünüyor.

Bu nedenle sosyal canlılarda gözlemlenen fedakârlık, çoğu insanın kafasında soru işareti yaratmaktadır. Peki canlıların tamamı kendi genlerini aktarabilmek ve üremek için evrimsel yetenekler kazanmışken nasıl oluyor da bundan feragat edebiliyorlardı?

Darwin’in de aklını bir süre kurcalayan soru, seçilimin birey hâlinde değil bazen de grup olarak çalıştığı sonucuna vararak cevaplandı. Bu sorunun cevaplanması Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında değil, ondan on iki yıl sonra yazdığı İnsanın Türeyişi kitabında yer almaktadır.

Fedakârlık, doğada sadece üremeden vazgeçme olarak değil kendi canından vazgeçmek olarak bile ortaya çıkabilmektedir. Canlılar, kolonileri ya da beraber yaşadığı diğer canlılar için kendi hayatlarını sonlandıracak fedakârlıklar yapabilmektedir. Örneğin, kan emici yarasalarda (Desmodontinae) görülen beslenme yeterliliği koloni içindeki her birey için eşit değildir. Kendi besinlerini paylaşarak hayatta kalırlar. Arı kuşları (Meropidae), kolonideki diğer yavru kuşları büyütebilmek adına kendi üremelerini geciktirebilirler. Bunlar sadece doğada görülen birkaç örnektir.

Zaten sosyal olan insanlar için ise fedâkarlığın çok ileri seviyelerde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Savaşlarda kendi toplumunu korumak adına canlarından olan birçok asker, buna örnektir. Tarihe göz attığımızda özellikle Japon ordusunda bulunan kamikaze pilotları ön plana çıkmaktadır. Bu pilotlar savaşırken uçaklarıyla birlikte ölüm dalışı yapmaktadırlar. Çok geriye gitmeden günümüzde de fedakârlık örnekleri görmek mümkündür. Toplum içerisinde gördüğü suç durumuna müdahale etmek, haksızlığa uğrayan birini gördüğünde hakkını savunmak, grev ve protesto düzenlemek bunlardan sadece birkaçıdır. İnsanları fedakârlık yapmaya iten şey içsel olarak duydukları acı ve huzursuzluktur.

Fedakârlığı etkileyen durumlar neler?

Fedakârlık üzerinde etkili olan ve ön plana çıkan durum yakınlık derecesidir. Bu bağlamda ilk araştırmayı yapan kişi ise William D. Hamilton‘dur. Kendisi 1964 yılında fedakârlığı anlatan bir formül geliştirmeyi başarmıştır. Bu geliştirilen genetik modele göre; fedakâr davranış yönündeki genetik bir olgunun belirli şartlar bağlamında devamlılığının söz konusu olması mümkündür. Eşitsizlik olarak kurulan modelin ana formülü “r.b>c” şeklindedir. Buradaki b, fedakarlık yapan kişinin elde ettiği faydayı temsil etmektedir. Fedakârlığı yapan kişiye maliyeti c, genetik olarak yakınlığı ise r olarak temsil edilmektedir. Fedakârlığı yapan bireyin elde ettiği fayda ve fedakârlığı yapana maliyeti, hayatta kalma ve üreme gibi evrimsel faydalarla ölçülmektedir.

Kişinin fedakârca davranışının yakınlarına verdiği fayda, kendisine verilen zarardan daha yüksek ise; fedakârlık hareketini destekleyen gen, pozitif bir seçilime uğrayacak ve sonraki nesillere aktarılacaktır. Bu durum da yakınlık derecesinden doğmaktadır ki bu yüzden formülde en önemli etken yakınlık derecesidir. Kısacası biriyle ne kadar yakınsanız o kadar fedakârlık yapma eğiliminde olursunuz. Bu yakınlığa sadece aile ve akraba değil, arkadaşlar hatta hiç tanımadığınız ancak zor durumuna şahit olduğunuz insanlar bile dahil olabilir.

Neden herkes aynı derecede fedakâr değil?

Bu durum ise tamamen genetiğinizle ve erken çocukluk döneminde bulunduğunuz toplum, aile ile alakalıdır. Nasıl ki bireyden bireye boy uzunluğu gibi özellikler değişebiliyorsa fedakârlık davranışı da bireylerde farklı dağılımlar gösterebilmektedir.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda insanın çoğu davranışının aslında genlerle açıklanmasının mümkün olduğu gözlemlenmektedir.

Kaynakça
Kaya, Tamer. “Fedakârlık Neden Var?”. Bilim Ve Ütopya. Ocak 2023: 343.sayı, 46-49.

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Sude Yıldırım

1 Yorum

    Çok güzel bir içerik, emeklerinize sağlık 🙏

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir