Tüm canlılar gerek çevresel şartlara uyum sağlamak, gerek diğer canlılardan üstün özellikler kazanmak diğer bir deyişle genlerini olabildiğince aktarmak adına evrimleşirler. Halk arasında bilinenin aksine, evrim kanıtlarıyla, hâlâ devam eden süreçleriyle gerçektir ve biz insanlar; kendi vücutlarımızda atalarımızdan geçen birçok anatomik özellikleri taşıyoruz. Çok da uzaklaşmadan birkaç örneğe bakarsak, 10 bin yıl öncesinde yaşayan atalarımızın yirmilik dişleri, sert tahılları çiğnemek adına işlevsel bir durumdaydı. Ancak günümüzde yaşayan Homo sapiens sapiens için bu durum işlevsellikten çok sadece ağrıya sebep olmakta. Çok klasik bir örnek olan apandis, atalarımızın uzun süreli aç kalma durumuna karşı önceden tüketilen gıdaları depolanmasını sağlıyordu. Günümüzde ise apandis patlaması, iltihaplanması gibi sağlık problemlerine neden oluyor. İnsanların sadece %10 – %15’inde bilekte bulunan ve Palmaris longus isimli kasa bağlanan tendon (günümüzdeki insanlarda yok), kulak kepçelerindeki üç kas kullanılarak kulakların oynatılması, ürperildiğinde diken diken olan tüyler, kuyruk sokumunun körelmesi evrime örnektir.

Bilim dünyasının nefesini kesen olay ise doğal ortamında yaşayan yeni bir canlı türünün evrimleşmesi oldu. Özellikle bu durumun geçtiğimiz 15 yıl içerisinde ve 2 kuşak dahilinde olması dikkat çekti. Espoñola, Genovesa, Wolf ev Darwin adalarında yaşayan; sistematik adı Geospiza conirostris olan kuş türü, Darwin ispinozları arasında en büyük tür olarak kabul ediliyor. Yerli kuşlarla çiftleştikleri hâlde doğal ve sosyal seçilime rağmen kısır olmayan yavrular doğdu. Yeni oluşan yavruların gagaları diğerlerine göre büyük ve farklı şekildeydi. Bu kuş türleri de gagalarıyla üreme şanslarını arttırdıklarından kendi aralarında çiftleştiler ve 2002-2003 yılında bu yavrular 4. kuşağa ulaştı. Ne yazık ki adada kıtlık yaşandığından yeni oluşan türden geriye sadece 2 kuş hayatta kalmayı başardı. Bu durumu özellikle önemli kılan nokta ise evrimin ilk defa gözlemlenebilir olmasıydı.

İlerleyen süreçte evrim ve insan dengesi nasıl olabilir?

İnsanların evrim süreci sonlanmış değildir ve bu süreç hızlı veya yavaş ilerleyebilir. Evrimin matematiksel izâhını yapan Hardy-Weinberg İlkesi ise evrimin gerçekleşmemesi için 5 koşul sunmuştur:

  1. Doğal seçilimin olmaması.
  2. Herhangi bir biçimde cinsel seçilimin olmaması.
  3. Mutasyonlar ve çeşitli mekanizmalarının bulunmaması.
  4. Genetik sürüklenme olmaması, popülasyonun sınırsız olması.
  5. Diğer popülasyonlar arasında veyahut popülasyon alt birimlerinde göç ve gen aktarımı olmaması.

Eğer ki sayılan bu 5 koşuldan birisi bile gerçekleşmezse o canlı evrimleşir. Bu durum, mevcut popülasyon içindeki gen görülme sıklığını değiştiğinden kaynaklıdır. İnsan popülasyonuna baktığımızda ise Hardy-Weinberg İlkesi koşullarından hiçbir sağlanmamaktadır. Koşulların etkileri değişse de hepsi birden etkilidir. Bu yüzden insanlar evrimleşir, evrimleşmek zorundadır. Doğal seçilim denen mekanizmanın etkilerini bilim ve tıp sayesinde azaltsak da etkilerini ortadan kaldırmadık.

Diğer canlıların neye evrileceğini; evrimsel biyologlar ara türün ne gibi özelikleri olacağını, hangi habitatta yaşayabileceğini çeşitli araçlarla bularak yeni türleri keşfetmişlerdi. Modern bilimde ise an problem çevrenin dinamiğinin ne yönde gelişeceğini tahmin edemiyor oluşu. İklim krizi sebebiyle deniz seviyesinin yükselmesi, sıcaklık değişimleri, buzul erimesi gibi etkilerin yaşanacağını biliyoruz. Ancak bu durumların canlılar üzerindeki etkisini bilemiyoruz. Örneğin cinsel seçilimin, yaşadıkları çevreyle uyumlarının, ekolojik dinamiklerin ne yönde değişeceğini tahmin edemiyoruz. Bu durumlardan en azından birini bile bilebilirsek önümüzde belli bir imge oluşabilir. Evrimsel biyologlar örneğin, çevrenin ne derece etkileneceğini kestirirse buradan bilgisayar modellemelerinden veyahut gen-çevre karşılaştırmalı anatomi gibi yöntemlerden yararlanarak insanları nasıl bir evrimin beklediğini bulabilirler. Tahmini durumdan bir sonuca varacak olursak önümüze birçok kombinasyon çıkmakta.

Diyelim ki insanlık, uzay yolculuğunu ilerletti. Çevrenin oldukça farklı olmasından kaynaklı olarak etkileşimimiz başlarda hayatta kalmaya yönelik olacaktır. Gezegenler arası uzaklıklar da göz önünde bulundurulduğunda farklı gezegenlerdeki insanların çiftleşmesi sınırlandırılmış olacaktır. Yaşanan coğrafik sınırlandırmadan kaynaklı olarak da yeni insan türlerinin evrimleşmesi tetiklenecektir. Kısacası her insan topluluğu bulunduğu gezegene ayak uyduracaktır tıpkı dünyada yaşadığımız gibi.

Gelişen teknoloji sayesinde ilerleyen gen mühendisliği, bizlere genlerimiz üzerinde sonsuz bir hakimiyet sağlayabilir. Bu da kendi evrimimize kendimiz karar vermemiz anlamına gelir. Bağlı genlerin varlığını da göz önünde bulundurduğumuzda vücudumuz tek bir genin değişimine ayak uydurmak adına bile evrimleşebilir. Ses getiren Nobel Ödüllü araştırma CRISPR-Cas9 ise bize bu yöndeki ilerlememizi hatırlatıyor. Biyonik evrim olarak adlandırabileceğimiz bilinç aktarımlarıyla beden terk edilmesi, daha basit örnekle Neuralink gibi icatların kullanımı, geleceğimizi etkileyecektir. Bu kadar uzağa gitmemize bile gerek kalmadan mevcut bir nükleer savaşa girebiliriz. Bu da hem çevremizi hem genlerimizi olumsuz anlamda etkilerken, hem de doğal seçilim mekanizmasını etkili hâle getirebilir.

Ya da bu saydıklarımızın hiçbiri gerçekleşmez ve aynı şartlarda yaşamaya devam ederiz. Ancak bu durumda dâhi evrimleşmeye devam ederiz. Zira insanlar; hâlâ cinsel seçilim yapıyor, hâlâ transpozon adlı sıçrayan gen elemanı bulunduruyor ve hâlâ hafiflese de doğal seçilim mekanizması işliyor. Bu evrimin nereye varacağını kestirmek pek mümkün olmasa da yaşanan bazı evrimsel olaylardan örnekler verebiliriz.

Geçtiğimiz 2000 yıl içerisinde süt sindirme yeteneğimiz, kanımızda bulunan hemoglobinin özellikleri, insülin çalışma ilkeleri, menopoz yaşı, bebeklerin kafatası çevrelerinin uzunluğu ve kolesterol seviyelerimiz evrimleşti. Biz bilincinde olmasak da her yeni nesilde yeni evrimsel olaylar yaşayarak tamamen farklı özelliklere sahip olacağız.

İhtimaller dâhilinde bildiğimiz bazı öngörüler ise; insan türünün %95 ihtimalle 70.000-6 milyon yıl arasında yok olacağı, türleşmenin ne zaman yaşanacağı olarak sıralanabilir. Evrimin yönü hakkında net konuşmak için ilk elde etmemiz gereken şey geleceğin çevresel faktörleridir. Bu sebepten gelecekte bizi nasıl bir evrimsel süreç beklediğini ancak tahmin edebiliriz.

Fikirlerinizi yorumlarda paylaşmayı ve daha çok benzer içerik için ana sayfamızı ziyaret etmeyi unutmayın.

Kaynak

Kaynak 1, Kaynak 2

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Sude Yıldırım

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.