Tüm canlılarda ortak olan özelliklerden biri üremedir ve her canlının belli bir üreme kapasitesi bulunmaktadır. Örneğin tavşanın ortalama 2 ile 4 yavrusu olabilirken kedi ve köpeklerde bu sayı 6-10 arasında bulunmaktadır. Karasineklerin ise ortalama 120 yumurtası oluşabilirken insanlarda bu oran genelde 1 ya da 2 olarak sınırlıdır.

Üreme süresi uzun ve üreyen birey sayısı en az olan insan, nüfus bakımından hızla çoğalmaktadır. Dünya nüfusunun son zamanlardaki ortalama artışı %7-%0,17 oranlarında seyretmektedir. Normalde yavaşça artan nüfus, 1900’lü yıllardan sonra katlanarak artmaya başlamıştır. Öyle ki normalde katlanma süresi 2000 yılda yaşanırken 1950 ile 1990 yılları arasında bu süre 40 yıla gerilemiştir.


Dünya nüfusundaki gelişmeler, nüfus artışı, ikiye katlanma süresi ve ortalama yaşamdaki seyir.

Eğer ki artış bu hızıyla sürerse 2030 yılına gelindiğinde nüfus 10 milyar, 2070 yılına gelindiğinde ise 20 milyara kadar ulaşma ihtimali bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler raporlarına göre; 2050 yılındaki dünya nüfusunun 10 milyarı aşması beklenirken şehir hayatının durma noktasına gelmesi, su ve gıda gereksinimlerinin yetersiz kalacağı ve iletişim araçlarının sekteye uğrayacağı tahmin edilmektedir. Buna ek olarak ABD’nin Milli İlimler Akademisi’nde yapılan çalışmaya göre; nüfus artış hızı aynı şekilde seyrederse 2075 yılına gelindiğinde nüfus 30 milyara ulaşacaktır.

Bazı bilim insanları Dünya’nın kaldırabileceği nüfusun sınırlı olduğunu belirtse de bazıları da bu görüşe katılmamaktadır. Harvard Üniversitesi’nde sosyobiyolog olarak görev alan Edward Wilson’a göre, Dünya insanlara sunduğu kaynakları hızla tükettiğimizden dolayı dengenin bir noktada bozulacağını, sınır 10 milyar insan olarak belirtiliyor, ve bu dengenin bozulması ile insan sayısının artık Dünya’nın kaldıramayacağı noktaya geldiğini söylemektedir. Fakat burada belirtilen 10 milyar nüfusun, besin kaynakları göz önünde bulundurularak söylenmiş bir veri olduğundan kaynaklı olarak bazı bilim insanları Dünya’nın 10 milyardan fazla insana ev sahipliği yapabileceğini, bu tarz bir sınırın olmadığını düşünmektedirler.

Bunlara ek olarak Birleşmiş Milletler’in verilerine göre ailelerdeki kalabalıklık git gide azalma göstermektedir. 230 ülkeden alınan kaynaklara göre, aile kuran bireylerin birçoğu çocuk sahibi olmak istememektedir. Böylelikle global açıdan azalan üreme sayısı, nüfusun kendini yenileme seviyesine ineceğinden dolayı insan nüfusunun 21.yüzyıl sonunda maksimum 9-10 milyon arasında sabitlenme ihtimali bulunduğu belirtiliyor.

Nüfus artışını olumlu ve olumsuz olarak nitelendirmek mümkündür. Olumlu yanlarını; mal ve hizmete karşı olan talebin artması, piyasanın büyüyüp yeni yatırım alanlarının açılması, üretim ve vergi gelirinin yükselmesi ve üretim maliyetinin azalması olarak sayılabilir. Olumsuz yanları ise; tüketimin fazlalaşması, tasarrufun azalması, kalkınma hızının düşmesi, milli gelirin azalması, konut sıkıntısı yaşanması, işsizliğin baş göstermesi, iç ve dış göçler yaşanması, tarım alanlarının gayeleri haricinde kullanımı ve iklimsel problemlerin yaşanması olarak nitelendirmek mümkündür.

Tüm bu veriler ışığında dünya nüfusunun bir noktada sabitlenme ihtimali bulunmakla birlikte artışa devam ederse büyük sıkıntılar doğuracağı ortadadır.


Kaynak
Tablo: Kışlalıoğlu, M., Berkes, F. (1991). Çevre ve Ekoloji, Remzi Kitabevi, İstanbul, s.113.
ABD Milli İlimler Akademisi: Yılmaz, Muslu. (1985). Su Temini ve Çevre Sağlığı, 3 (26), İstanbul.
https://nufus-artisinin-olumlu-ve-olumsuz-sonuclari.nedir.org adresinden alınmıştır. Erişim tarihi: 29.05.2022
Çamurcu, H. Dünya Nüfus Artışı ve Getirdiği Sorunlar. Sosyal Bilimler Dergisi, 87-105, 1991.
“Dünya En Fazla Kaç İnsanı Kaldırabilir?”, Popular Science Dergisi, 23.05.2022. Erişim tarihi: 29.05.2022.

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Sude Yıldırım

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.