Müzik, sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Çağlar boyunca psikolojik çalışmalara konu olan müzik, günümüzde biyolojik olarak canlıları nasıl etkilediği sorusuyla gündeme gelmiştir.

Adaptasyon teorilerinin sayısı, insanın müzik kapasitesinin türümüzün geçmişteki müzikal davranışların hayatta kalma değerini yansıtan doğal bir seleksiyon olduğunu söyler bununla birlikte keskin bir tezatlık olarak önde gelen uyumsuz bir müzik teorisi müziğin insan icadı olduğunu ve biyolojik acıdan yararsız olduğunu savunur. (Pinker,1997)

Geçtiğimiz on yılda yapılan çalışmalar ise uyumsuz müzik teorisinin aslında o kadar da haklı olmadığını gösterir. Bilişsel ve sinir bilimsel olarak yapılan çalışmalar müzikle ilgili olarak evrimsel soruları da beraberinde getirdi.

Müzikal aktivitelerde bariz olarak bir sağkalım ( organizmalarda ölüm ve mekanik sistemlerde başarısızlık ile ilgilenen bir istatistik dalıdır) değeri yoktur. Atalarımız bu sayede de hayatta kalabiliyor muydu? İnsan zihni doğal müzik seçimi ile şekillenmiş olabilir miydi?

Görsel: Cassandra Sheppard, The Neuroscience of Singing, upliftconnet.com, December 11th, 2016

Darwin (1871) bu sorular üzerine düşünmüş ve İnsanın Türeyişi ve Cinsel Seçilim kitabında müzik için ilk evrim teorisini sunmuştur. ‘birdsong’ ile bir benzetme yaparak, “Müzikal tonlar ve ritim, insanların yarı insan ataları tarafından, kur yapma sezonunda, hayvanlar her türden en güçlü tutkular tarafından heyecanlanır. ”(s. 1209) şeklinde yapmıştır. Her ne kadar Darwin’den önce müzikle alakalı sorular sorulmuş ve çalışmalar yapılmış olsa da (1700 yıllarda) Darwin ile başlayan ve birçok bilim adamının da katkılarıyla birlikte müziğin tamimiyle bir kültürel kökeni olmasından ziyade biyolojik olarak bir dinamiğe sahip olduğu da anlaşılmıştır.

Bu konu üzerinde üç teoriye değinebiliriz.

Birincisi yukarıda da belirttiğimiz gibi Darwin’in müzikte cinsel seçilim teorisidir.

 İkinci bir teori ise ‘ebeveyn bakımı’ ile ilgilidir. Bilim insanları tarafından insanların muhtemelen büyüklükler üzerinde ki kısıtlamaları nedeni ile önemli bir ölçüde erken doğarlar. Gelişim sürecinde ise insan yavrularında ses iletişiminin kültürler arası önemine işaret etmişlerdir bu aynı zamanda yetişkinlerin melodik ve ritmik etki yüklü ifadeleri kullanımı yavruları yatıştırma ve bazı uyarıcı faktörler oluşturmada önemlidir.

Üçüncü teori ise müziğin gruplandırmadaki yararları üzerinedir.

Diğer primatlar gibi insanlar da bireysel rekabetin yaşandığı gruplar halinde yaşarlar işbirliği ile dengelenmiştir. Bununla birlikte, insanlar nispeten düşük grup içi genetik ilişki dereceleri (gruplar arasındaki yüksek gen akışı nedeniyle) hayatta kalmak ve rekabet etmek için büyük ölçüde grup içi işbirliğine bağlıdır.  Müziğin ise gruplar içindeki sosyal uyumu destekleme mekanizması olarak kullanılmış olabileceğini ilk olarak Roederer (1984) tarafından dile getirilmiştir.  Bu ‘müziğin duygusal durumlar hakkında bilgi aktarma aracı olabileceği’ şeklinde dile getirebilir.

Yazımızda her ne kadar müzik hakkında biyolojik çalışmalara insan üzerinden bu konuya değişmiş olsak da sadece insana ait bir dil olmaktan çok ötedir.  İnsanlar ve hayvanlar arasında ki seslerin, müzikalite bakımın inceleyen bilim dalına “biyomüzikoloji” denir. Notalar insanlara özgü bir kültürel sembol olmaktan çıkıp evrensel bir anlam kazanmaya başlamıştır. Evreni anlamaya yönelik bilim dalları ise bu konuda merakları ve soruları hala devam ediyor.

KAYNAKÇA

Aniruddh D. Patel, Music, biological evolution, and the brain, The Neurosciences Institute,10640 John Jay Hopkins Dr., San Diego, CA 92121, March 26, 2010

Ahmet Paker, Biyomüzikoloji: Canlılarda Müzik Algısı ve Müziğin Etkilerine Kısa Bir Bakış, Evrim Ağacı, 8 Ekim 2014

Bu içeriği paylaşın
Yazar hakkında

Zeynep Tekbaş

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.